Sınır ekonomisinin cesur yeni dünyası

Sınır ekonomisinin cesur yeni dünyası

‘Sınır ekonomisi’ diye adlandırılabilecek bir çağa girdik. Ekonomik büyümenin eski ve kolay kaynakları kurudukça, daimi dinamizm ve refah ihtimali hiç olmadığı kadar teknolojik sınırları keşfeden ve genişleten öncü girişimci yeni şirketlere bağlı. Bu da ulusal ekonomileri, suni engelleri kaldırıp rekabete açılmak yönünde sürekli bir baskı altına sokuyor. Diğer bir deyişle, ekonomik büyüme arayışlarında ülkeler ekonomilerini daha girişimci hale getirmek zorunda.
Girişimci zihniyete sahip ekonomilerde birçok yeni istihdam alanının beş yıldan daha genç şirketlerden geldiği bir dönemde, dünyanın ve ideolojik yelpazenin dört bir köşesindeki siyasi liderlerin şu an yeni şirket kuruluşlarını teşvik etmenin yollarını arayarak ekonomilerini canlandırmaya çalışması hiç şaşırtıcı değil. Bu, büyümeyle istihdam yaratmaktan oluşan ikiz zorlukla başa çıkmak yönünde bir strateji. 

Yaratıcı yıkım kavramı
‘Sınır ekonomisinin’ bu yeni cesur dünyası, bütün dünya için önemli bir kalkış noktası teşkil ediyor. Kalkınmakta olan ülkelerin (ve bilhassa Kenya, Nijerya, Vietnam, Kolombiya, Romanya ve Kazakistan gibi gerçek sınır ekonomilerinin) tersine, kalkınmış dünyanın işinin kolay olduğu düşünülürdü hep. Sağlam kurulmuş ve bilenmiş ekonomileriyle, aynısını yapmak konusunda çok fazla endişe edecek bir şeyleri yoktu. Artık öyle değil. Gerçekte bir ülke daha zengin hale geldikçe, ekonomik geleceği de o kadar belirsiz hale geliyor.
İstikrar ve güvenlik arayışında olduğumuz bir dönemde, paradoksal bir anlayış ortaya çıkıyor: İlerlememizi sürdürmemiz için eski olandan uzaklaşıp yeni olana açılmamız gerek.
Elbette bu büyük anlayış, ilkin yaratıcı yıkım kavramı çerçevesinde Joseph Schumpeter tarafından formüle edildi. Onun fikirleri içinde bulunduğumuz döneme tam denk düşüyor –fakat eski ekole mensup siyasetçilerden pek rağbet görmüyor. Onlar hâlâ ‘işlerinin’ güçlü olanı ve köklü şirketleri korumak olduğunu düşünüyor. Bu mevcut işleri koruyabilir de korumayabilir de –fakat birçok başka iş potansiyelini yok ettiğine kuşku yok. Bugüne kadar yaratıcı yıkımın savunucuları, yaygın olarak vahşi kapitalizmin destekçileri ve ötesinde, iflah olmaz muhafazakârlar olarak görüldü. Bu, bana her daim anlaşılmaz gelmiştir. Dünyanın bugün çevreden sağlığa, enerjiden eğitime, karşı karşıya olduğu sorunların gerçek boyutuna dair kavrayışı olan herkes, yeni yaklaşımlar sergilemenin gerektiğini kabul ediyor.
Öngörülen değişiklikleri, hatta ve bilhassa genelde ideolojik sol tarafından tanımlanan değişiklikleri elde etmek için Schumpeter’in fikirlerinin sağlıklı bir dozda siyasi sürece ve ekonomiye uygulanmasını umut etmek gerekiyor. Bu değişiklikleri isteyen sosyal kuvvetler için (ve şaşırtıcı biçimde gerçek girişimciler için de) ‘özel’ çıkarların gücü, hem ekonomik dirilmenin hem toplumsal ilerlemenin önünde duran şeydir. 

Apple örneğine bakmak
Öte yandan merkezin sağındaki kamp, iki asırdan fazla süren daimi kalkınmanın ardından müstakbel büyümenin daha eski ve önceden planlanmış doğrusal büyüme modellerini izlemeyeceğini kabul etmek zorunda.
Peki ya gençler? İş bulup bulamayacaklarına dair genel bir belirsizlik hissiyatına sahipler. Aynı zamanda teknolojik ve sosyal yeniliklerin sınırlarının iyice ileri gittiği bir nesle mensuplar. Teknolojik gelişmelerin soyut veya son derece katı olduğu uzun yılların ardından yeni fikirlere ve paradigmalara açıklar. Sosyal medyanın ve diğer düşük maliyetli haber ağlarının küresel çapta hızla benimsenmesi de merkezsizleşmiş, fakat daha etkili ve birbiriyle bağlantılı karar alım sürecini teşvik ediyor.
Bunun gerçeğe dönüşmesi ve yeni refah kaynaklarına akması için bizler (gençler, girişimciler ve siyasi liderler hep birlikte) geniş bir iyi işleyen, gerçekten rekabetçi piyasa silsilesine dayanmalıyız. Ve aynı zamanda girişimci yeniliklere da açık olmalıyız. Bu, sadece yeni şirketler için geçerli değil. Apple örneği, sağlam temeli olan şirketlerin bile gerçekten başarı kazanmak için yaratıcı yıkımla iştigal etmeye ve şirketi yukarıdan aşağıya yeniden keşfetmeye istekli olması gerektiğini gösteriyor.
Bütün bunları akılda tutarak, Küresel Girişimcilik Haftası (14-20 Kasım) dünyanın her köşesindeki insanlara yeni başlayanlar ve yenilikçiler olarak potansiyellerini keşfetmelerinde yardımcı oluyor –müstakbel ekonomik büyümenin itici gücü olarak parlak yeni fikirleri bulup geliştirmek noktasında rekabete girecek olan insanlar bunlar. Joseph Schumpeter’in ilk kez 1942’de dile getirdiği temel düşüncesi, hiç bugünkü kadar geçerli olmamıştı. (ABD’deki Ewing Marion Kauffman Vakfı’nın başkanı ve CEO’su, Radikal’e özel yazı)

Okumaya devam et

Hedef, Esad’ı kurtarmak mı?

Hedef, Esad'ı kurtarmak mı?

Suriye’de olup bitenleri takip edenler, ülkeye yönelik Arap Birliği girişimindeki hedefi sorguluyor. Bu, Beşşar Esad rejimini kurtarma amaçlı bir girişim mi, yoksa asıl amaç Suriye’yi ve dolayısıyla halkını Esad rejiminin vahşi ölüm makinesinden korumak mı?
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Casim Bin Cabir El Tani, Esad rejiminin Arap Birliği’nin girişimine onay verdiğini açıkladı, ancak El Tani’nin konuşması endişe vericiydi. Zira Katar başbakanı, Suriye hükümetinin şiddeti durdurma ve muhalefetin bütün kesimleriyle ulusal diyalog toplantısı gerçekleştirme amaçlı Arap planına onay verdiğini açıkladıysa da bu diyaloğun nerede gerçekleştirileceğine dair bir şey söylemedi. Özellikle de girişim, diyaloğun yerinin Kahire olmasını öngörüyordu. Acaba Esad rejimi buna onay verdi mi, vermedi mi? Onay vermediyse, Arap girişimi düzeltildi demektir. Bu da önemli sonuçlar doğuracak bir hikâye. 

El Tani’nin suskunluğu
El Tani’nin konuşmasında dikkat çeken bir diğer nokta da “Anlaşma açık ve biz anlaşmaya vardığımız için mutluyuz, derhal uygulanması halinde daha da mutlu olacağız” sözüydü. Ardından Başbakan, ‘derhal’ sözcüğünün emir değil, kardeşlik babında olduğunu belirtmişti. Hepsi bu kadar da değil. El Tani bu yumuşak üslubunun, özellikle de kendi halkından 4 bin kişiyi öldürmüş ve on binlercesini tutuklamış bir rejim söz konusuyken, hiçbir anlamı olmadığını biliyor. Ayrıca bu güven dili, El Tani’nin kendisinin birkaç gün önce ‘kıvıran bir rejim’ olarak nitelediği rejim karşısında garanti olamaz. El Tani’nin Esad rejiminin Arap girişimine onay verdiğini açıkladığı gün, rejim güçleri Suriye halkından 24 kişiyi öldürdü.
Arap girişimindeki bir diğer çelişki de Esad rejimine yeni bir süre verilmesi, ancak söz konusu rejim anlaşmaya uymadığı takdirde, Arap Birliği’nin ne yapacağının belirtilmemesi. Bu, zaten beklenen bir durum. Doğal olarak ortada bu girişim hakkında birçok soru işareti var ve bu sorulara yanıt verecek birilerini bulamıyoruz. El Tani ve Arap Bİrliği genel sekreterinin gazetecilerin sorularına yanıt vermekten kaçındığını herkes gözlemledi. Bu da bu sorulara yanıt verme güçlerinin olmadığı mesajını verdi. El Tani’nin bahsini ettiği ‘güven’ diliyse, Arap Birliği’nin Suriye’deki rejimin dürüstlüğüne ve dolayısıyla anlaşmaya bağlı kalacağına güvenmediğini gösteriyor. Arap Birliği’nin yanıtlaması gereken önemli sorulardan biri de şu: Arap girişimindeki amaç Esad rejimini kurtarmak mı, yoksa Suriye halkını ölüm makinesinden korumak mı? (Londra’da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 3 Kasım 2011)

Okumaya devam et

Arapların iç meselelerini yine Araplar çözmeli

Arapların iç meselelerini yine Araplar çözmeli

Son olarak Şam ve Doha’daki görüşmelerden ve yoğun temaslardan sonra Suriye yönetimi, ülkedeki şartların Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Casim Bin Cabir El Tani’nin başkanlığında takip edilmesiyle ilgili Arap Birliği Bakanlar Konseyi’nin sunduğu çalışma belgesine resmen onay verdi. Bu belge, Suriye’de rejimle muhalefetin bütün renkleri arasında Arap Birliği kontrolünde gerçekleştirilen ulusal diyaloğa başlamadan önce şiddet eylemlerinin derhal durdurulması, güvenlik güçlerinin şehirlerden ve yerleşim alanlarından çekilmesi ve tutukluların serbest bırakılması maddelerini kapsıyor.
Suriye’nin bu Arap belgesine verdiği onay, 3000’den fazla kişinin ölümüne, on binlercesinin tutuklanmasına yol açan ve ordu saflarında tehlikeli bölünmelere sebep olan krizin çözümü yönünde ilerleme sağlamak üzere önemli bir adım teşkil ediyor. Bu durum, ülkedeki barışçıl protestoları ve gösterilerin kanlı biçimde bastırılmasıyla, rejimin değişim isteyen muhalif sesleri susturma girişimi içinde ordunun silah ve zırhlarıyla şehirlere ve semtlere girişiyle mücadele etmek için bazılarının silaha sarılmasından sonra iç savaş sinyalleri veriyordu. 

Gündemlerin farklılığı
Şam’ın Arap girişimine onay vermesi önemli olmakla birlikte daha da önemli girişim, belgenin metninde öngörüldüğü biçimde maddelerinin derhal hayata geçirilmesi olacaktır. Ayrıca bu belge, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın ülkesinin içinde bulunduğu mevcut trajediden çıkması için önündeki son fırsat gibi görünüyor. Zira bölgede yaşanan son deneyimler, hiç kimsenin Arap Baharı rüzgârının dışında olamayacağını gösterdi. Çünkü Arap Baharı, halklar için özgürlük, adalet, saygınlık, insan hakları ve demokrasi istiyor.
Arap Birliği’nin konsey toplantısında yaşanan en önemli nokta, Suriye’deki krizin, sonuçlarının boyutu ne olursa olsun, Arap evi içinde çözülmesi gerektiği yönündeki karardı. Bunun büyük bir anlamı var ve Arap Birliği’nin uluslararası topluma başvurma ihtiyacı duymaksızın bölgede oynadığı yeni rolün öncüsü olabilir. Zaten herkes, dışarının Arap çıkarlarımızla uyuşmayan çıkar ve gündemlerinin olduğunun farkında. (Katar gazetesi Şark, başyazı, 3 Kasım 2011)

Okumaya devam et

Batı dünyasındaki borç dağıyla nasıl başa çıkılır?

Batı dünyasındaki borç dağıyla nasıl başa çıkılır?

Avrupa ekonomisi hâlâ uçurumun eşiğindeyken, ‘borç freni’ fikri mali politikayı kontrol altına almak bakımından en önemli siyasi araçlardan biri. Bu tartışma sadece Avrupa, ABD ve Japonya için değil, yükselen piyasaların mali ve ekonomik sıhhati için de mühim. 

Geçen hafta Cannes’da yapılan G20 zirvesinden bu tür borç frenlerinin ulusal anayasalara konulmasıyla ilgili bir G20 deklarasyonu çıkması, bu yüzden kritik önemde. Böyle bir önlemin tesis edilmesi, hükümetlerin finans piyasalarındaki mali rotalarına dair uzun vadeli beklentileri muhakkak ki istikrara kavuşturacaktır.
En temel düzeyde borç freni, Batılı hükümetleri kamu maliyesinin merkezi aracı olarak ‘umuda’ bel bağlamaktan vazgeçmeye zorlayacaktır. Daha iyimser olan 1970’lerde Batılı hükümetlerin yükselen borçlarını karşılayacak kadar süratli büyüyeceklerini umut etmek için hâlâ gerekçesi vardı. O umutlar, mevcut ekonomik felaketten bağımsız olarak, yok olup gitti. 

Etkili olmak için üç sınav 
Mevcut ekonomik koşullar göz önüne alındığında, borç freninin hemen uygulanması ne akılcı ne de arzu edilir olacaktır. Ancak çok uzak olmayan bir gelecekte, belirlenmiş bir tarihte uygulamaya başlamak noktasında anlaşmak için kesinlikle doğru zaman. Sözgelimi Almanya’da borç freni, parlamentoda 2010’da onaylandı ve 2016’da yürürlüğe girecek. 

Son AB zirvesi, euro bölgesi üyeleri için bu doğrultuda ilave yükümlülükler getirdi. Ancak sadece irade beyanları artık yeterli değil. Politikacılar ve vatandaşların birbirleriyle girdikleri (herhangi bir katı kuralın yokluğunda bile, zaman içinde borcu azaltacak kadar rasyonel olacakları yönündeki) bahsi kaybetmiş durumda. Bu nedenle artık kendi kendini disipline eden güvenilir bir mekanizma oluşturmalıyız. 

Böyle bir borç freni, etkili olabilmek için üç sınavdan geçmek zorunda: Birincisi, bu husus ülke anayasalarına konulmalı ve riayet etmemeyi zorlaştıran bir niteliğe kavuşturulmalı. İkincisi ülkeler, halihazırda İspanya ve Portekiz’den İtalya’ya uzanan euro bölgesi ülkelerinde olduğu gibi, sorumlulukları karşılıklı olarak üstlenmeli. Ve üçüncüsü, etkili denetim ve uygulamanın geçmiş başarısızlığının ışığında, kötü performansı cezalandırma yetkisiyle donatılmış bağımsız denetim kurumlar oluşturulmalı.
Ancak Batı’da bizi borcun şişmesine neden olan geçmiş eylemlerimizden sorumlu kılan, sadece önceki uygulama değil. Geleceğe yönelik kişisel menfaat dayatmaları da değil. Belki de işi milyonlarca sayı üretmek olan bir kurum konumundaki IMF tarafından şimdiye kadar üretilmiş en önemli sayı şu: Yüzde 441. 

Yeni bir ‘sömürgecilik’ kavramı 
Yüzde 441, mevcut politikalar altında, eğer her zamanki gibi iş yapmaya devam edersek, G7 ülkelerinin ulaşması beklenen ortalama borç-gayri safi yurt içi hasıla oranı. Büyük G7 ülkeleri için borç düzeylerinin yüzde 100’e yaklaştığı bir ortamda (Japonya ve İtalya bu düzeyi aştı bile), bazı siyasetçiler ve analistler, ekonominin sihirli iyileştirme işlevine duydukları inançla, hâlâ bu rakamın ineceğini umuyor. Ancak yüzde 441’e giden yolda, en fantastik ekonomik ve siyasi düşünceler bile işe her zamanki gibi devam etmemeye gerçekten hazırlıklı olmayabilir. Borç freni, bu revizyonu gerçekleştirmek için faydalı bir araç. 

Gelişen piyasa ülkeleri ve onların büyük nüfusları, haklı olarak kendi zamanlarının geldiğini ve asırlardır üzerlerine düşen bir gölgenin nihayet kalktığını düşünüyor. Bu ülkelerin çoğunun aklında sömürgecilik mirasıyla yakından alakalı bir geçmiş yatıyor. Eğer eski sömürge güçleri -bugünün G7 ülkeleri, artı İspanya ve Portekiz gibi ülkeler– gelinen noktada mali eylemlerinin sorumluluklarını birlikte üstlenmezse, yeni tür bir sömürgecilik tehlikesinin ortaya çıkması işten bile değil. 

Bu yeni ‘sömürgecilik’, gelişmekte olan ülkelere uygulanan çok ciddi vergilendirme artışında tezahürünü bulacak. Bu ‘vergi’, bir küresel ekonomik çöküş ve çözüme kavuşturulmamış Batılı borç fazlasıyla bağlantılı kalkınma yardımında azalma biçimini alacaktır. Ya da asırlardır süren az gelişmişliğin prangalarından kurtulmak üzere planlarını gerçekleştirebilmek için makroekonomik piyasalardaki istikrara bağımlı, gelişmekte olan ülkeler üzerinde aynı etkiyi yaratacak yüksek enflasyon biçimini de alabilir. 

Borç freninin tüm söylediği şu: Birincisi, ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. İkincisi, kriz öncesi harcama düzeylerinin kamu harcaması azami düzeyi olduğunu ve müstakbel ihtiyaçların ya da isteklerin esasen yalnızca diğer, zaten fonlanmış olan aktiviteleri eş miktarda keserek finanse edilebileceğini anlamamız gerek. Geçen birkaç on yılda, gelişen piyasalar, türlü borç krizi dalgalarında genellikle Batılı krediverenlerin emriyle ayaklarını yorganlarına göre uzatarak yaşamayı öğrenmek zorunda bırakıldı. Şimdi durum tersine döndü. Bu kez bu acı ilacı yutması gereken, Batı dünyası. (Almanya’da İşçilik Araştırmaları Enstitüsü’nün (IZA) direktörü, Radikal’e özel)

Okumaya devam et

Irak’ta federasyon çözüm mü?

Irak'ta federasyon çözüm mü?

Irak’ta şu günlerde federasyon rüzgârı esiyor. Bu kez rüzgâr, her zamankinin aksine Irak’ın batı ve kuzeybatısında, yani Sünni bölgelerde esiyor. Oysa geçmişte Sünniler, federasyon projesine karşı çıkanlar kategorisinde yer alıyordu. Bu kez rüzgâr Irak’ın batısı ve kuzeybatısında esiyor olsa da sadece bu bölgelerle sınırlı kalmamakta ve etkisi, Irak’ın güneyindeki Basra’ya kadar ulaşmakta.
Federasyon talebi, öncelikle Selahaddin bölgesinden geldi. Bu bölge, Amerikan işgalinden bu yana ülkenin en sakin şehirlerinden biri sayılıyordu. Ayrıca çoğunluğu Sünni de olsa nüfusu karma şehirlerden biri. Ayrıca Irak’ın idam edilen devrik lideri Saddam Hüseyin’in de doğum yeri olan Selahaddin’in bazı bölgelerinde Araplarla Kürtler arasında çekişmeler yaşanıyordu. Selahaddin’i Enbar, Musul ve Deyala bölgeleri izledi. Sonra kıvılcım, Irak’ın güney kentlerine geçti. Divaniye, Basra ve Babil, kendilerini federasyon bölgesi ilan etme niyetlerini açıkladı. 

Hükümetin zayıf noktaları
Bölgelerin federasyon talebinde bulunması, Amerikan işgalinin akabinde acilen yazılan yeni Irak anayasasının garanti ettiği bir hak. Bu anayasanın Iraklı siyasetçiler tarafından yazılması, sadece iki hafta sürmüştü. Anayasada yer alan maddelere itiraz edenlerden bazıları ise suikasta uğradı. Anayasa, her bölgenin nüfusunun üçte birinin onayını alması halinde, idari olarak merkezden bağımsız bir bölge olduğunu ilan etme hakkını öngörüyor. Fakat işler, böyle bir talebin Bağdat hükümetince onaylanması açısından bu kadar kolay değil. Selahaddin’in federasyon ilanından sonra Bağdat, bu tür federasyonları reddetme niyetini açıkça ortaya koydu. Gerekçesi de hazırdı; taleplerin mezhepçi bir ‘nefes’ taşıması ve Selahaddin’in Baasçıların sığınağı haline gelmek istemesi.
Anayasa, federasyon ilanı çağrısının taşıması gereken ‘nefesin’ yapısını ve federasyon ilan etmek suretiyle bölgelerin gerçekleştirmeye çalıştığı hedeflerin yapısını önceden belirlememişti. Anayasa, açıkça her vilayetin veya üç vilayetin merkezden idari bağımsızlıktan beslenen federasyon ilan etme hakkının olduğunu öngörüyordu.
Selahaddin ve ardından Enbar’ın talepleri, mütemadiyen anayasayla övünen Nuri El Maliki hükümeti için başlı başına bir sorun oldu. Bugün Irak’ta yaşanan bu sorun, hükümetin söylemlerinin, yazdıkları anayasanın ve hukukun uygulanması yönündeki tüm çağrılarının zayıflığını yeniden gözler önüne serdi. 

Yolsuzluk meselesi
Selahaddin, Enbar, Basra veya Musul kendi evlatlarının taleplerini gerçekleştirseydi, içlerinden hiçbiri federasyon talebinde bulunmazdı. Bağdat merkezi hükümeti batı ve kuzeybatıdaki vatandaşlarına karşı ayrımcılık yapmasaydı ve onları kendinden uzaklaştırmasaydı, içlerinden hiçbiri federasyon istemezdi. Basra anayasa doğrultusunda kendi petrolündeki hakkını alsaydı, federasyon çağrısı yapmazdı.
Irak bugün yönetim, iktidar, anlam, siyasi ortaklık, güvenlik, hukuk ve sosyal krizler yaşıyor. Halihazırdaki hükümet yolsuzluğu ve yolsuzları koruyan politikalar kanalıyla bu krizler daha da derinleşti. Irak, dünya ülkeleri listesinde yolsuzlukta listenin ilk sıralarında yer alıyor. Başbakana bağlı güçlerin Enbar, Selahaddin, Musul ve Deyala bölgelerinde yaptığı tutuklamalar, Irak’ın idari birliğinin belini kırdı. Ayrıca 180’den fazla üniversite hocası ve çalışanı de Baasçı oldukları gerekçesiyle Selahaddin’deki Tikrit Üniversitesi’nden uzaklaştırıldı.
Aynı ülkenin evlatları arasında partici, mezhepçi ve etnik temelde intikamcı, uzaklaştırıcı ve ayrımcı bir siyaset var oldukça, Irak huzur bulamaz. Siyasetçiler nezdinde ülkenin, halkın istediği bir başka gerçeğe geçişi yönünde toplu bir söz konusu idarecilik olmadığı sürece, bazı Irak vilayetlerinin istediği federasyon gerçekleşse dahi, sorunları çözecek sihirli bir değnek olmayacaktır. (Katar gazetesi Arap, 5 Kasım 2011)

Okumaya devam et

ABD’nin çekilmesi ertelenemez

ABD'nin çekilmesi ertelenemez

ABD Başkanı Barack Obama’nın, 2011 yılı sonuyla birlikte işgal altındaki Irak’tan Amerikan çekilmesini tamamlama kararı hakkında verdiği iyi haberi, ülkenin geri alınması yönündeki Irak sevincinin saflığını bulandıracak kötü haberler izledi. Bu haberler, ülkenin birlik ve istikrarı için tehlikeler taşımakta. Bu durum, Irak’ın işgal sonrasında birleşik ve istikrarlı olduğu anlamına gelmez kesinlikle. Aksine işgal ve işgalin getirdiği kaos, ülkenin mezhebi ve etnik temelde parçalanması amacıyla oynanan oyunlar sebebiyle Irak’ın bütünlüğü üzerindeki tehlikedir.
Obama’nın bu yılın sonunda Amerikan askerinin Irak’tan çekilmeyi tamamlayacağı açıklaması, olumlu etki yaratmıştı. Eğer Obama sözünde durup Irak’tan çıkarsa, bunu seçimlerden dolayı bir nevi bataklıktan kurtulmak ve başka sorunlara kanalize olmak için kendi çıkarına hizmet edecek biçimde yapacaktır. Bu noktada gözü kendisinin üzerinde olan ülkelerin ve halkların çıkarlarını da dikkate almayacaktır.
Fakat Obama’nın vaadinin olumlu etkisinden sonra, onlarca Iraklıyı öldüren ve yaralayan patlamalar yaşandı. Ardından güvenlik güçlerinin Irak’ın kendisini savunamayacağı yönündeki sürpriz açıklamaları geldi. Bunun yanı sıra Selahaddin bölgesinin federasyon olmasını isteyen tutumlar sergilendi. Bu veya diğer bazı bölgelerin Irak’ın bedeninden binbir gerekçeyle koparılması çağrıları oldukça tehlikeli. 

Irak ortadan kalkarsa
Çekilme vaadinden sonra tutumların Irak’ın, işgalin pençesinden ve kaosundan kurtulması yönünde daha istekli olması, bütün bölgelerde ve çevrelerde herkesin işgalin çıkması ve takviminin belirlenmesi için seferber olması umuluyordu; ki böylece Iraklılar işgalin uzatılması sürpriziyle karşılaşmasınlar.
Çekilme tarihi, bütün çevreleriyle Iraklılar için kaçırılmayacak bir fırsat. Çünkü bu fırsatın kaçırılmasının alternatifi, Irak’ın işgalin, kaosun ve parçalanma projelerinin esiri olarak kalması ve Irak diye bir ülkenin ortadan kalkması demektir. (Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Halic, Başyazı, 5 Kasım 2011)

Okumaya devam et

Kanyon’da ücretsiz şarap tadımları

Kanyon'da ücretsiz şarap tadımları

Ayrıca bu hafta sonu Kanyon’da da şarap sektörünün önde gelen 19 üreticisi ‘3. Kanyon Şarap Tadım Günleri’nde şarapseverlerle bir araya geliyor. Bu organizasyonun arkasında ünlü Fransız önolog Jean Luc Colin, Şakir Akışık ve Perran Arıbal’dan oluşan Vinovasyon ekibi var.
21-23 Ekim tarihleri arasında Kanyon’un alt katında kurulan tadım standlarında Arcadia, Büyülübağ, Diren, Doluca, Gülor, Kavaklıdere, Kayra, Kocabağ, Küp, Pamukkale, Paşaeli, Selendi, Sevilen, Şato Nuzun, Umurbey, Vinkara, Yazgan ve Yücel markalarının yaklaşık 160 farklı şarabı üç gün boyunca 16.00-20.00 saatleri arasında ikram ediliyor.
Etkinlik kapsamında Kanyon Bistrot Coco’da Şarap Sohbetleri düzenleniyor. ‘Yemek ve şarap uyumunun temel kuralları’, ‘İtalyan şarapları ve şarapçılığı’, ‘yıllandırılabilen ve genç içilmesi gereken şarapların özellikleri’, ‘şarapta denge’, ‘uzunluk, yuvarlaklık nedir’, ‘sommelier, winemaker, önolog kimdir’, ‘önoloji nedir’ uzmanlar tarafından ele alınacak konular arasında.

Okumaya devam et

Isırmalık börek

Isırmalık börek

Malzemeler
250 gr ıspanak
250 gr ısırgan otu
1 demet taze soğan
2 yumurta,
2 su bardağı un, 
tuz, 
bir çay kaşığı şeker ve su

Hazırlanışı
Ispanak, ısırgan otu ve yeşil soğan yıkandıktan sonra ince ince kıyılır, yumurta, un, tuz, şeker ve un suyla çırpılarak kek hamuru gibi sıvı bir hamur elde edilir. Yağlanmış tepsiye hamurun yarısı çok ince olacak şekilde dağıtılır, ıspanak, ısırgan otu ve soğanlara 3 yemek kaşığı sıvı yağ ve tuz ilave edilip karıştırdıktan sonra hamurun üzerine tamamı serpilir. Kalan hamur kaşık yardımı ile otların üzerinde çizikler halinde gezdirilir, sıvı yağ yine kaşık yardımı ile üzerine gezdirilip önceden ısınmış yüksek derece fırında 25–30 dakika Pişirilir. 

Not: Zeytinyağı kullanılırsa daha lezzetli olur.

Okumaya devam et

Çekici lezzet

Çekici lezzet

Şeftalili Milföy

Malzemeler 

12 adet donmuş milföy hamuru
 2-3 şeftali
 4 tatlı kaşığı pudra şekeri 
 Krem patisier (sarı krema)

Krem patisier (malzemeler)
3 ölçü/ 450 ml süt
5 yumurta sarısı
1 paket vanilya veya bir çubuk vanilya
100 g toz şeker
1 yemek kaşğı un
1 yemek kaşığı mısır nişastası

Krem patisier hazırlanışı

Süt vanilya orta ateşte kaynatılır. Altı kapatılır. Çubuk vanilya kullanılıyorsa, kaynadıktan sonra sütten çıkartılır.

Yumurta sarıları toz şeker ile rengi açılana kadar çırpılır. Un ve nişasta ilave edilerek karıştırılır.

Sıcak sütten bir miktar yumurta karışımına konur, çırpılır. Karışım kalan süte ilave edilir. Orta ateşte, kaynaya kadar sürekli karıştırarak pişirilir. Kaynadıktan sonra 1 dakika daha karıştırarak pişirmeye devam edilir.

Düz bir kaba alınır ve soğumaya bırakılır.

*********************

Milföyler oda sıcaklığına gelene kadar beklenir. Kalıp veya bardak ile 12 adet yuvarlak kesilir.

Kesilen yuvarlak milföyler, yağlanmamış fırın tepsisine dizilir. Üzerlerine kabarmamaları için çatalla delikler açılır.

180 derece ısıtılmış fırında kızarana kadar, 15-20 dakika pişirilir.

Milföy hamurları fırından çıkınca soğumaları beklenir.

Şeftaliler soyulur ve ince dilimlenir.

Bir kat milföy hamuru üzerine 1 kaşık krem patisier sürülür, 1-2 dilim şeftali dizilir, tekrar milföy hamuru konur. Bu şekilde iki kat yapılır. En üste süzgeç yardımı ile pudra şekeri serpilir.

Arzu edilirse şeftali robottan geçirilerek sos kıvamına getirilir. Şeftalili milföylere badem ve sos ile dekor yapılır.

Tarif: Elif  Edes Tapan’ın  kitabından alınmıştır.

Okumaya devam et

Ayvayı doldurup yedik

Ayvayı doldurup yedik

Ayva Dolması 

Malzemeler
3 Orta Boy Ayva
500 gr Kuzu Kuşbaşı
2 Soğan
2 Sivri Biber
2 Çorba Kaşığı Kuşüzümü
1 Tatlı Kaşığı Köri
2 Çorba Kaşığı Un
1 Çorba Kaşığı Tozşeker
1.5 Tatlı Kaşığı Zeytinyağı
1 Limon
Tuz

Hazırlanışı
Ayvaları soyup ikiye bölün ve çekirdekli kısımlarını çıkarın. Kararmamaları için limon suyu ile ovun. Soğanları küçük küpler halinde doğrayıp zeytinyağında pembeleştirin. Eti ekleyip tahta kaşıkla karıştırın. Suyunu salıp tekrar çekinceye kadar kavurun. Sivri biberleri doğrayıp ilave edin. Kuşüzümü, kimyon, köri ve tuz ekleyin. 10 dakika daha pişirip ateşten alın. Ayvaların çekirdek yataklarına, hazırladığınız etli karışımdan ikişer kaşık doldurun ve bir tencereye yerleştirin. Un, tozşeker, zeytinyağı ve tuzu küçük bir kasede karıştırıp sos halini alıncaya kadar azar azar su ekleyerek çırpın. Ayvaların üzerine gezdirip karabiber serpin ve tencerenin kapağını kapatıp orta ateşte kaynamaya bırakın. Arasıra yemeğin suyundan kaşık kaşık ayvaların Üzerine gezdirerek yarımsaat kadar kısık ateşte pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

Okumaya devam et